Jeotermal Rezervuar Mühendisliği


 1. GiriÅŸ

Jeotermal rezervuar mühendisliÄŸi birçok yönüyle 1930 lardan sonra geliÅŸmiÅŸ olan petrol ve doÄŸal gaz rezervuar mühendisliÄŸi ile ilintili olmasına raÄŸmen, bu prensiplerin jeotermal rezervuarlarda kullanılması ancak 1960 lı yılların sonlarında olmuÅŸtur (Whiting ve Ramey’in (1969) Wairakei sahası ile Ramey’in (1970) Geysers sahasındaki çalışmaları). Jeotermal rezervuar mühendisliÄŸi kuyuların yerlerinin tesbiti çalışmalarıyla baÅŸlar ve kuyudaki çeÅŸitli ölçümler ve deÄŸerlendirilme leri (well logging, üretim hızları gibi), üretim mekanizmasının saptanması ve rezervuar davranışının performans tahmini çalışmalarını kapsar. Tüm bu çalışmaların esas hedefi, çalışılan rezervuardan en yüksek ısı kurtarımını veren ve ekonomik olan en uygun üretim ÅŸartlarının tesbit edilmesidir. Ramey’e göre (1977) rezervuar mühendisinin temel görevi çalışılan kuyu ve/veya

rezervuarın uzun dönemli davranışının tahmin edilmesidir.

 Bu çalışmada rezervuar mühendisinin cevaplaması gerekli olan önemli sorular ÅŸunlardır:

 

1. Rezervuarı geliÅŸtirmek için en uygun olan plan hangisidir?

2. En uygun geliÅŸtirme planı için hangi düzende ve kaç tane kuyu açılmalıdır?

3. Kuyuların üretim hızları ne olacaktır?

4. Ne kadar ısı kurtarılabilecektir?

5. Zamanla sıcaklığın değişimi ne olacaktır?

6. DoÄŸal ısı kurtarımını arttırabilmek için geliÅŸmiÅŸ üretim süreçlerini uygulamak gerekecek midir? Tüm bu sorulara cevap bulabilmek için rezervuar mühendisi sürekli ve çok dikkatli bir

çalışmayı, rezervuarın üretime baÅŸladığı andan itibaren sürdürmelidir. Rezervuardan üretimin artması ve daha fazla verinin elde edilmesiyle rezervuar mühendisi önceki çalışmalarını güncelleme ÅŸansına sahip olmakta ve rezervuarın davranışını daha doÄŸru tahmin edebilmektedir. Ne yazık ki, rezervuarla ilgili tüm veriler neredeyse rezervuarın tümüyle üretildiÄŸi son zamanlarında elde edilebilmiÅŸ olmaktadır. Rezervuar mühendisinin jeotermal sistemde süregelmekte olan fiziksel süreçleri nicel olarak tanımlaması gereklidir. Bu tanımlama üç ana adıma bölünebilir:

1. İlk olarak çalışılan jeotermal sistemle ilintili olan fiziksel süreçler tanımlanmalı ve bu süreçler rezervuarın kavramsal modelinin (conceptual model) geliÅŸtirilmesinde kullanılmalıdır.

2. İkinci olarak, rezervuar kayaç ve akışkanının fiziksel ve kimyasal özellikleri tanımlanmalıdır.

3. Son olarak, elde bulunan tüm veriler kullanılarak rezervuarın matematiksel veya fiziksel bir modeli oluÅŸturulmalıdır. Bu model sistem için tanımlanmış ilk koÅŸullar ile sınır koÅŸullarını da içermelidir. Eldeki bu model yeni üretim verisi geldikçe  geliÅŸtirilmeli ve rafine edilmelidir. Rezervuarın üretime olan tepkisi model ile çakıştırılmalıdır. Her ne kadar petrol ve doÄŸal gaz rezervuarlarıyla jeotermal rezervuarlar benzerlikler gösterse de jeotermal rezervuar mühendisliÄŸinin kendine has bir disiplin olmasını gerektiren birçok faktör sıralanabilir:

Çok yüksek rezervuar sıcaklıkları

Rezervuarı oluÅŸturan kayaçların çoÄŸunlukla volkanik orijinli ve çok çatlaklı olmaları

Rezervuarda akışkanın akması sırasında katıların kimyasal çökelmesi

Suyun rezervuarda ve/veya kuyu boyunca kaynaması Bu kısa giriÅŸ ve tanıtımdan sonra takip eden bölümlerde jeotermal rezervuar mühendisliÄŸinin temel prensipleri anlatılmaya çalışılacaktır.

 

2. Jeotermal Sistem Tipleri

Jeotermal enerji en geniÅŸ anlamda yerkürenin sahip olduÄŸu doÄŸal ısı olarak tanımlanabilir. Kızgın kuru kaya (Hot Dry Rock – HDR) tipi jeotermal kaynak dışında tüm jeotermal kaynakların oluÅŸması için dört ÅŸartın yerine gelmesi gerekmektedir.

1. Bir ısı kaynağı: Bu ısı kaynağının bir magma kütlesi olmasının yanısıra (> 600 °C), düÅŸük sıcaklıklı rezervuar sistemlerinde olduÄŸu gibi yerkürenin normal sıcaklığı da olabilir. Yerküre sıcaklığı ortalama olarak 3 °C/100 m gibi bir jeotermal gradyanla artmaktadır. Bu nedenle yerin günümüz teknolojisiyle eriÅŸilebilecek derinliklerinde 70-100 °C gibi sıcaklıklara ulaÅŸmak mümkündür.

2. Isıyı taşıyacak olan bir akışkan: Bu akışkan çoÄŸunlukla yerin derinliklerine sızmış yaÄŸmur suları olmaktadır.

3. Geçirgen ve/veya çatlaklı bir rezervuar kayacı.

4. Geçirgen olmayan bir örtü kaya.

Åžekil 1 ile ideal bir jeotermal rezervuarın oldukça basit fakat etken bir grafik gösterimi sunulmaktadır.

Jeotermal sistemler dört ana baÅŸlık altında sınıflandırılabilirler: buhar ağırlıklı (kuru buhar); sıvı ağırlıklı (sıcak su); jeo-basınçlı sıcak oluÅŸumlar (geopressured) ve HDR. Bu sistemleri kısaca tanıtacak olursak:

Buhar ağırlıklı sistemler: Rezervuar basıncındaki akışkan sıcaklığının suyun buhar basıncı eÄŸrisi sıcaklığından daha yüksek olması durumunda bu tür rezervuarlar oluÅŸurlar. Rezervuardaki basıncı su buharı fazı kontrol etmektedir.Bu sistemler yeryüzünde çok az bulunmalarına raÄŸmen temiz olmaları ve çevre açısından en az risk içermeleri nedeniyle en çok istenen sistemlerdir. Bu tür sistemlerin en iyi bilinenleri İtalya’nın Larderello sahası ile ABD’nin Geysers kuru buhar sahalarıdır. Bu sistemlerde sıvı haldeki su ile buhar birlikte olmalarına raÄŸmen, rezervuar boyunca süreklilik arz eden ve basıncı kontrol eden faz buhar fazı olmaktadır. Buhar sistemleri sıcak su sistemlerine göre çok daha az ısı içermelerine raÄŸmen üretilmeleri aÅŸamasındaki problemlerin azlığı nedeniyle tercih konusudurlar. Buhar rezervlerinin üretim mekanizması tıpkı doÄŸal gaz rezervuarlarında olduÄŸu gibi basıncın düÅŸmesiyle rezervuardaki akışkanın genleÅŸmesidir. Üretilen akışkan miktarının rezervuarın ilk anda sahip olduÄŸu akışkan miktarına oranı genelde oldukça yüksektir (ağırlıkça %85-90  civarında). Öte yandan, enerji kurtarımı oranı tam tersi bir davranış göstermektedir. Rezervuardaki ısı enerjisinin çoÄŸunun kayaçta saklı olması ve izotermal davranış nedeniyle kayaçtan soÄŸurulan ısı enerjisi çok azdır dolayısıyla bu sistemlerden elde edilen doÄŸal ısı kurtarımı çok düÅŸüktür. Daha fazla ısı kurtarımı kayaç sıcaklığının düÅŸürülmesi, dolayısıyla geliÅŸtirilmiÅŸ kurtarım tekniÄŸi uygulaması olan sisteme sıvı geri basımıyla mümkündür.

 

Åžekil 1. İdeal Bir Jeotermal Rezervuarın Åžematik Gösterimi (Dickson Ve Fanelli’den, 1995 Uyarlanmıştır).

 

Sıvı ağırlıklı sistemler: Bu sistemlerde sıvı faz süreklilik arz eden ve basıncı kontrol eden faz olmaktadır. Bu sistemlerdeki su bir kimyasal çözelti olup içinde sodyum, potasyum, lityum, kalsiyum, klor, bikarbonat, sülfat, borat ve silikat içermektedir. Dünyaca ünlü sıvı ağırlıklı jeotermal sistemler arasında Yeni Zelanda’dan Wairakei, Meksika’dan Cerro Prieto ve ülkemizden Kızıldere’yi saymak mümkündür. Daha önce de belirtildiÄŸi gibi bu sistemlerden ısı kurtarımı buhar ağırlıklı sistemlere göre daha yüksek olmaktadır. Bunun temel nedeni rezervuar akışkanının rezervuarda kaynamaya baÅŸlaması ve/veya sisteme suyun geri basılmasıdır. Bu sistemlerdeki üretim problemleri ise buhar ağırlıklı sistemlere göre daha zorludur.

 

Jeo-basınçlı oluÅŸumlar: Bu sistemler hidrostatik basıncın çok üzerinde akışkan içeren kayaçlardan oluÅŸan sistemlerdir. Bu sistemler genellikle geçirimsizliÄŸi yüksek olan bir örtü kaya ile kaplı olan zonlarda oluÅŸmaktadır. Geçirimsiz örtü kayanın etkisiyle sistemde sıkışan akışkanın basınç gradyeni artan sedimantasyonla yükselmekte ve çoÄŸunlukla 1 psi/ft (normal hidrostatik gradyen 0.433-0.45 psi/ft aralığındadır) seviyelerine çıkmaktadır. DüÅŸük ısıl geçirgenlik ve yüksek ısıl kapasiteyle bu sistemlerin sıcaklıkları yükselmektedir. Günümüzde bu tür sistemlerin en iyi bilineni ABD’nin Teksas eyaletinden Mississipi kıyılarını içine alan Meksika Körfezi kıyılarıdır.

 

Kızgın kuru kaya (HDR): Bu sistemler ısı taşıyıcı ortam olan suyu içermeyen sistemlerdir. Bu sistemler için ısı enerjisini ekonomik yolla soÄŸurabilecek bir yöntem bulunabilmesi durumunda bu sistemlerden yüksek miktarlarda enerji elde etmek mümkündür. Bir diÄŸer sınıflandırma ise sistemin keÅŸfi anındaki basınç ve sıcaklık deÄŸerlerinin suyun faz diyagramına yerleÅŸtirilmesiyle yapılmaktadır. Åžekil 2 saf suyun basınç-sıcaklık diyagramını göstermektedir. Bu diyagramdaki kesiksiz kalın çizgi saf suyun kaynama eÄŸrisidir. İçinde tuz ve çözünmüÅŸ gaz içeren jeotermal akışkanlar için basınç-sıcaklık diyagramları yeniden düzenlenmelidir. Åžekil 2 yi referans alarak basınç-sıcaklık diyagramlarının kullanımını anlatabiliriz. Åžekildeki A noktası ilk anda tümüyle buhar fazında olan bir rezervuarı temsil etmektedir. Bu tür rezervuarda basıncın sabit sıcaklıkla (faz deÄŸiÅŸimi yok) deÄŸiÅŸmesi nedeniyle kaynama noktası hiçbir zaman kesilmeyecektir. Bu tür sistemlerde rezervuardaki tüm akışkanın üretilmesi halinde bile rezervuar basıncı çok yüksek olacaktır ve daha fazla ısı kurtarımı için rezervuara su basılması önerilmektedir. B noktası ise görüldüÄŸü gibi kaynama eÄŸrisi üzerinde yer almaktadır. Bu durumda sistemde ilk anda su buharı ve sıcak su denge durumunda bulunmaktadır. Üretim sonucu basıncın düÅŸmesiyle rezervuar sıcaklığı kaynama eÄŸrisi üzerinde hareket edecektir. KeÅŸif anında C noktasındaki basınç ve sıcaklık ÅŸartlarına sahip bir rezervuar sıcak su rezervuarıdır. Basıncın üretimle sabit sıcaklık ÅŸartlarında düÅŸmesiyle sistem bir süre sonra kaynama eÄŸrisi üzerindeki ÅŸartlara ulaÅŸacak ve daha sonra eÄŸriyi takip edecektir.

 

Åžekil 2. Suyun Basınç-Sıcaklık Diyagramı.

 

Jeotermal rezervuar mühendisliÄŸinde kullanılan bir diÄŸer diyagram ise basınç-entalpi diyagramıdır. Åžekil 3, saf suyun basınç-entalpi diyagramını vermektedir. Bu diyagramda saf suyun sıvı ve su buharı fazlarının tek başına oldukları bölgeler yanısıra her iki fazın birlikte oldukları iki-faz bölgesi de tanımlanmaktadır. Bu bölgeyi çevreleyen eÄŸri iki faz eÄŸrisi olmakta ve herhangi bir sıcaklık deÄŸerinde doymuÅŸ su ile doymuÅŸ buhar ÅŸartları ile sınırlanmaktadır. Diyagramdaki kesik kesik çizgiler akışkanın yoÄŸunluÄŸunu verirken, kesintisiz çizgiler eÅŸ-sıcaklık eÄŸrileridir. Jeotermal akışkanın birçok özelliÄŸini buhar tablolarından elde etmek mümkündür.

 

Åžekil 3. Saf Suyun Basınç-Entalpi Diyagramı.

 

3. Kuyu içi sıcaklık ölçümleri

İlk olarak bu tür ölçümlerin sadece kuyu içi sıcaklığı yansıttığını ve ölçülen deÄŸerlerin kuyuyu çevreleyen kayacın sıcaklığını tümüyle yansıtma zorunluluÄŸu olmadığını saptamamız gerekmektedir. BilindiÄŸi gibi sıcaklık yerin derinliklerine gidildikçe genellikle artış göstermesine raÄŸmen bu artışın çok deÄŸiÅŸik profiller göstermektedir (Åžekil 4).

 

Sabit sıcaklık gradyanı: Bu tür sıcaklık profili en çok karşılaşılan profildir ve yerkürede ısının kayaçlar boyunca iletimi sonucu oluÅŸmaktadır. (Åžekil 4 te Vestman Islands ve Akranes ölçümleri).

 

Akiferler arası akış: Akiferler arası akışa genellikle kapalı kuyularda rastlanmaktadır ve akış genelde daha sığ bir akiferden daha derin bir akifere olmaktadır. Böylesi bir durumda kuyu içi akış uzun bir aralık boyunca sabit kalmaktadır (Åžekil 4 te Kaldarsel, Laugalan LJ- 8 ve Reykjavik G-4 ölçümleri).

 

Negatif sıcaklık gradyanı: Bu tür bir gradyan kuyu içinde artan derinlikle sıcaklığın azalması anlamına gelmektedir. Negatif gradyana yüksek sıcaklıklı kuyularda olduÄŸu gibi düÅŸük sıcaklıklı kuyularda da rastlamak mümkündür (Åžekil 4 te Krisuvik H-6 ölçümü). Bu tür gradyanın nedeni konusunda kesin bir mutabakat olmamasına raÄŸmen en çok raÄŸbet gören açıklama sıcak suyun formasyon içinde dikey olmayan akış yönüdür (Åžekil 5).

 

Sondaj sonrası ısınma sürecindeki sıcaklık profili: BilindiÄŸi gibi sondaj sırasında kuyu ve kuyuyu çevreleyen kayaçlar sondaj sıvısı kullanımı sonucu soÄŸumaktadırlar. Sondajın bitimiyle kuyu içi sıcaklığın sondaj öncesi sıcaklığa ulaÅŸması zaman almaktadır. Kuyu içi sıcaklığın artması dört yolla olabilir:

1. Kuyuyu çevreleyen formasyonlardan ısı iletimi ile,

2. Kuyu içinde bir seviyeden diÄŸer seviyeye doÄŸrudan akış ile,

3. Kuyu içindeki ısı taşınımı ile,

4. Kuyuya dik bir akış ile.

 

Åžekil 4. İzlanda’daki Bazı Derin Kuyuların Sıcaklık Profilleri.

 

Sondaj sırasında geçirimsiz olan kayaçlar ısı iletimi ile soÄŸurken geçirgen formasyonlar soÄŸuk su ve sondaj sıvısı kabul etme kapasitelerine baÄŸlı olarak ısı taşınımı ile soÄŸumaktadırlar. Geçirgen formasyonlara olan akışkan transferi bu formasyonların genellikle daha soÄŸuk zonlar olarak görünmesine yol açmaktadır. Sondaj sonrası kuyu akışa açılmazsa akiferlerin bulunduÄŸu seviyeler kuyunun diÄŸer seviyelerine göre daha geç ısınmaktadırlar. Öte yandan kuyu akışa açılırsa bunun tam tersi gözükmektedir (Åžekil 6 ve Åžekil 7). Kuyuya su basımı veya akışkan üretimi sırasındaki sıcaklık ölçümleri üretim seviyelerini ve bu seviyelerin o ÅŸartlar halinde akışkan üreten veya akışkan kayıp zonları olup olmadığı konusunda bilgi vermektedir. Åžekil 8 de A ve B durumları üç adet geçirgen seviyesi bulunan bir kuyuya su basımı sırasında oluÅŸabilecek sıcaklık profillerini verirken, C kuyudan akış olduÄŸu ÅŸartlardaki sıcaklık profilini, D ise kapalı kuyu sıcaklık profilini göstermektedir.

 

Şekil 5. Yatay Akış İle Oluşan Negatif Sıcaklık Gradyeni.

 

Åžekil 6. Sondaj Sonrası Kuyu Akış Halinde İken Alınan Sıcaklık Ölçümleri (İzlanda).

 

Åžekil 7. Sondaj Sonrası Kuyu Kapalı İken Alınan Sıcaklık Ölçümleri (İzlanda).

 

4. Kuyu tamamlama testi

Kuyu tamamlama testi kuyunun potansiyel üretim zonlarını tanımlamak ve bu zonların etken geçirgenliklerini tahmin edebilmek için yapılmaktadır. Sıvı ağırlıklı rezervuarlarda bu test kuyuya soÄŸuk su basılmasıyla yapılmaktadır.

Akışkan basımı sırasında iki temel ölçüm alınmaktadır.

1. Su kaybı: Kuyu boyunca basılan suyun kaybedildiği veya kuyuya yeni akışkan girişinin olduğu seviyeler sıcaklık ve akış profilleri kullanılarak elde edilmektedir.

2. Geçirgenlik: Basım hızında yapılan deÄŸiÅŸiklikle kuyu içinde alınan basınç-zaman verisinin analizi ile geçirgenliÄŸi elde etmek mümkündür. Bu konu için petrol mühendisliÄŸi literatürünün okunması tavsiye edilmektedir (Matthews ve Russell, 1967; Earlhougher, 1977; Lee, 1982).

 

Åžekil 8. a, b ve c Seviyelerinde Akifere Sahip Bir Kuyuda OluÅŸabilecek Sıcaklık Profillerinin Åžematik Gösterimi. (1 nolu EÄŸri Gerçek Kayaç Sıcaklığını Gösterirken 2 nolu EÄŸriler Kuyu İçi Sıcaklığı Göstermektedir).

 

Su kaybı testi: BaÅŸarılı bir su kaybı testinde elde edilen sıcaklık profili kuyu içindeki geçirgen seviyeleri tesbit etmek amacıyla kullanılmaktadır. Su kaybı testinde üç farklı sıcaklık profili elde etmek mümkündür (Åžekil 9).

A profili: Basılan suyun kuyu boyunda ilerlemesi ile sıcaklıkta az da olsa artış görülmektedir. Bu artışın nedeni basılan suyun kuyu çevresindeki sıcak kayaçların etkisiyle ısı iletimi yoluyla ısınmasıdır. Bu ısınma eÄŸiliminin altında ise sıcaklıkta ani bir artış gözlenmektedir. Bunun nedeni ise bu seviyenin altına basılan sıcak suyun geçmediÄŸidir. Bu tür bir davranış bize en derindeki su kayıp zonunu göstermektedir.

B profili: Bu tür profil basılan suyun kısmen daha sığ bir zonda kaybolmasıyla mümkündür. Sığ seviyedeki bu kaybın ardından azalan akışkan miktarı nedeniyle su ısı iletimiyle daha fazla ısınmakta ve daha yüksek bir sıcaklık gradyanı elde edilmektedir.

C profili: Bu durumda ise sıcaklık profilinde sığ seviyelerde oluÅŸan ani artışın nedeni kuyuya geçirgen bir zondan sıcak bir akışkanın katılmasıdır.

 

Åžekil 9. SoÄŸuk Su Basımı Sırasında (a) Sıcaklık (b) Akış Profilleri. Åžekil 10 da Yeni Zelanda’nın

 

Kawerau sahasının KA17 kuyusunda deÄŸiÅŸik zamanlarda myapılmış dört adet su basım testinin sonuçları sunulmaktadır. Bu kuyu birden fazla akışkan giriÅŸ ve kayıp zonunun bulunduÄŸu bir kuyu olmakla birlikte ilk üç test kuyunun 1000 m derinlikte olduÄŸu zaman aralığında yapılmış, son test ise kuyunun 1400 m ye derinleÅŸtirildiÄŸi ve 650 m seviyesindeki zonun çimentolanarak kapatılmasından sonra yapılmıştır.

 

Şekil 10. Kawerau KA17 nolu Kuyudaki Su Kaybı Testi (Yeni Zelanda).

 

Bu kuyuda yapılmış olan su kaybı testlerini analiz etmeden önce Åžekil 11 de verilmekte olan su kaybı testi sırasında görülebilecek basınç profillerini tartışmamız gerekmektedir. Bu ÅŸekilde A ve B seviyelerinde iki tane yüksek geçirgenlikli zon içeren bir rezervuar vardır. Sıvı ağırlıklı rezervuarlarda basınç gradyanı sıcak suya karşılık gelen hidrostatik basınç gradyanına yakındır. Kuyu içinde ise basınçlar kuyu içindeki suyun ÅŸartlarına baÄŸlı olan bir hidrostatik basınç gradyanı ile deÄŸiÅŸmektedir.

 

Åžekil 11. Su Basımı Sırasında Tipik Basınç Profilleri.

 

SoÄŸuk su basımı sırasında kuyunun sığ seviyelerinde -A seviyesi- (soÄŸuk suyun yüksek gradyanı nedeniyle) kuyu içi basınç rezervuar basıncından düÅŸük olmakta ve bu seviye geçirgen zondan kuyuya akışkan giriÅŸine neden olmaktadır. B seviyesinde ise kuyu içi basınç rezervuar basıncından yüksek olmakta ve bu zon bir su kaybı zonu olarak davranmaktadır. Ancak kuyuya yapılan su basım debisinin artırılmasıyla gradyanda deÄŸiÅŸim olmamasına raÄŸmen pompa basıncında olan artış nedeniyle A ve B seviyeleri arasında görülen iki basınç gradyan eÄŸrisinin kesim noktası daha sığ seviyelere taşınabilmektedir. Yeterli debi ile su basıldığı takdirde kesim noktası A zonu seviyesinden daha sığ seviyelere taşınabilir ve A seviyesinde bulunan zon bir kayıp zonuna çevrilebilir. Kuyu içindeki akışkanın sıcak olduÄŸu ÅŸartlarda ise A seviyesinde kuyu içi basınç rezervuar basıncından yüksek olur ise A seviyesi bir kayıp zonuna dönüÅŸebilir. Bu bilgiler çerçevesinde Åžekil 10 da verilen profilleri analiz edecek olursak:

T-2 ve T-13 karşılaÅŸtırması: Aynı basım debisi olmasına raÄŸmen farklı zamanlarda yapılan bu ölçümlerdeki farklılık 1967 den 1973 e kadar sahadan yapılan üretimin rezervuar basıncında oluÅŸturduÄŸu lokal basınç düÅŸümleri sonucudur. 1967 de 650 m de bir üretim zonu görülürken 1973 te aynı zon bir kayıp zonuna dönüÅŸmüÅŸtür.

T-13 ve T-17 karşılaÅŸtırması: Yüksek debide (23 l/s) 650 m de görülen kayıp zonu debinin düÅŸmesiyle aynı zonun kuyuya akışkan verdiÄŸi bir üretim zonuna dönüÅŸmüÅŸtür.

T-17 ve T-18 karşılaÅŸtırması: Bu iki test kuyuda yapılan derinleÅŸtirme operasyonunun hemen öncesi ve sonrasında yapılmıştır. GörüldüÄŸü gibi derinleÅŸtirme sonrası 1400 m de  yeni bir geçirgen zona rastlanmıştır. Kuyuda oluÅŸan yeni basınç düzenlemesi ile T-17 testi sırasında bir kayıp zonu olan seviye T-18 testi ile bir üretim zonuna dönüÅŸmüÅŸtür.

 

Kaynakça :

 

Prof. Dr. Mahmut Parlaktuna

 

Orta DoÄŸu Teknik Üniversitesi

 

Tags: , , , , , , , , , , ,

Leave a Reply

Web Stats